Kavramlar, aynı düşünceler gibi belirli şartların olgunlaşması veya ortam bulması ile ilgilidir. Herhangi bir kavramın oluşması, ortaya çıkması ve kullanılmaya başlaması belirli bir ihtiyacı karşılamasına bağlıdır. Buradaki temel problem, kullanılan kavramın gerçekten ilgili boşluğu kapaması ve boşluğun gerçekten var olması, doğru bir biçimde kapatıyor olması, ihtiyacı belirleyen unsurların, kanaat önderlerinden bağımsız olması gibi parametrelerin yeterince değerlendirilmemesine dayanır.

Chris Gray’in vurguladığı gibi ikinci dünya savaşı sonrasında, modern silahların patlayıcı kapasiteleri en az 5 kat daha fazladır. Bununla birlikte, ateş oranları 10 kat artmış, yanılgı payları 20 kat azalmış ve düşman hedeflerinin tespitindeki başarı yüzlerce kat artmıştır. Bu sayede modern orduların savaş kabiliyetleri ciddi oranda gelişmiştir.

İnternetin ve internet şeylerinin bu denli yaygınlaşması ve hayatımızla bu denli iç içe geçmiş olması esasında harekat alanlarında da yeni trendin başlamasına yol açmıştır. Bugün siber dünya olarak adlandırılan ortam, hava, kara, deniz ve uzay harekat alanlarına yeni bir alan olarak eklenmiş ve belki de pek çok yönden tercih konusu haline gelmiştir.

Çağdaş filozoflardan Virilio, modern dönemi ayırt eden en önemli özellik olarak “hız” ile girdiği ilişkiyi göstermektedir. Bu çerçeveden değerlendirildiğinde, aslında modern çağa en uygun harekat alanı olarak siber dünyanın belirlenmesi şaşırtıcı olmayacaktır.

Clausewitz’in belirttiği gibi aslında savaş demek belirsizlik demektir. Dolayısı ile tarihten beri savaş süreçlerinin tamamını içine alacak ve yön verecek en önemli doktrin de belirsizlik doktrinidir demek doğru olacaktır. Belirsizlik durumu beraberinde bilgiye olan ihtiyacı da getirmektedir. Süreç konusunda ne oranda bilgi sahibi olunursa, aslında belirsizlikler o oranda deşifre edilebilir.

Belirsizlik ve bilgi arasındaki bu ilişki istihbarat yöntemlerini tetiklemiştir. Günümüzde bu yöntemlerin büyük bölümü teknik tarafa kaymış durumdadır. Elbette klasik istihbarat yöntemleri ve çalışmaları halen geçerlidir, ancak teknik istihbaratın süreç içerisinde kapladığı alan her geçen gün büyümektedir.

Nihayetinde savaşın karakterinin değişmesi ile süreç kısa süreli olmaktan çıkmış daha uzun bir zaman dilimine yayılmaya başlanmıştır. Bu da kurumların, ülkelerin ya da tarafların kısa dilimli savaş durumuna geçiş ve bu durumdaki faaliyetlerinden ziyade, her an hazır olmalarını gerekli kılmaktadır.

Bu anlamda aslında süreç savaş olarak değil “mücadele” olarak adlandırılabilir. Mücadele, geçmişi, anı ve geleceği içinde daha yoğun barındıran bir süreçtir.

Siber dünyadaki çatışma aktiviteleri bu açıdan değerlendirildiğinde “mücadele” kavramının içini tamamen doldurmaktadır. Stresi yüksek, çatışma oranı düşük, geçmişten ders çıkarıp geleceğe hazırlanmak ve anı yönetmek açısından yoğun aktivite silsilesini bünyesinde barındırır.

Öte yandan belirsizlik çerçevesinden bakıldığında, konvansiyonel savaşların yahut gerçek dünyadaki nizami olmayan harplerin dahi sürtünme oranları daha düşüktür. Siber mücadele içerisinde taraflar, tehdit hakkında bilgi sahibi olsalar da, nereden geleceğini, ne zaman geleceğini, kimden geleceğini tespit etme problemi yaşarlar. Bu belirsizlik içerisinde, her türlü şarta ve olasılığa hazır olmak ve hazır kalmak hayati öneme sahiptir.

Gerek ulusal gerekse kurumsal güvenlik çerçevesinde bu yaklaşım değişmez.

Disiplinler Arası Siber Mücadele programı, tüm bu gerçekleri, uygulamalı olarak katılımcılarına sunmayı hedef edinmiş bir programdır. Çok zorlu ve yoğun eğitim programından geçen adaylar, teknik yeterliliklerini kazanmakla kalmaz, mental ve fiziksel olarak belirsizliğin ve sürtünme durumlarının her türlüsüne karşı mukavemet ve adaptasyon geliştirme yeteneğini elde eder.